yapmacık bakışlarını yakalamıştım bundan 2 sene önce. susturucu takılmış silah gibi içten içe patlıyordu ama sesini duyan yoktu. sinsice avına yaklaşıp, onun tüm hayatını emen cinstendi. ''ukéla'' der bazıları, ilginç bir aksanla. onun gibi bir şeydi sanırım.
geri çekildim.
korkulur böyle tiplerden. gözlerinin ardını göremezsin çünkü. ona bir adım daha yaklaşabilmek için bir yandan can atarken , diğer yandan her adımda lanet okursun kendine. bir anda tam önünde bitivermek, içine akıvermek istersin sinsice. yatay ve düşey sıralanmış ağları, çapraz bağları birer birer yırtarak merkeze ulaşmaktır tek hayalin. sonra olacakları bilmekten kaçınarak, inkara yönelirsin içgüdülerinle. farkına varmaktan kaçarsın.
lakin gün olur o an gelir. o susar, sen bakarsın. sen susarsın o bakar. öyle bir bakar ki çölün ortasına konmuş devasa bir buz kütlesi gibi çözüldüğünü hissedersin. öyleydi, benimki de. sadece bir çıplaklık hissi vardı üzerimde. dehşet verici ama çekici. daha ne kadar dayanabilirim düşünceleri ile boğuşurken bir yandan da onu inceliyordum. gözleri bal rengiydi, saçları ise koyu kahverengi. benden bir 10 cm kadar uzundu. şeffaf olmasını dilerdim. sanki derisinin altında çeşitli bilgiler, bir türlü açığa çıkarılamayan sırlar, öfke nöbetleri ve aynı zamanda hiç bitmeyecek olan bir sevgi yatıyordu. ama emin olamıyordum işte. sordum: ''konuş''. aslında bir soru değil, bir emirdi bu. bir patırtı oldu gözlerinde. pırıltı değil. bakışlarını bir anlığına kaçırıverdi. o kendinden emin tavrı ortadan kayboldu. gülümsedim. ''bilmiyorsun di mi?'' dedim, gücü ele geçirdiğimi hissederek. ''senin bilmediğin her şeyi biliyorum'' dedi sakince.
''nasıl yani?''
açıkçası afallamıştım. bilmediğim bir insan, neleri biliyor?. evet evet aslında burada çözülüyordu her şey. ''bilmediğim bir insan''. o kendini biliyordu. ''bildiklerini bana da anlat o halde'' dedim aniden, 3 gündür üzerinde çalıştığım geometri sorusunu sanki bir anda çözmüşüm gibi bir histi o. heyecan doluydu, sesim istemsiz olarak yükseldi. ''zeki birilerine her zaman rastlanılmaz, fırsatların değerlendirilmesi lazım'' dedi yine sakin sesiyle. zorla konuşturuyormuşum gibi bir ses tonu vardı ama bir o kadar da istekli olduğu gözlerinden okunuyordu. gülümsemedi. iltifat etmiyordu çünkü. sadece bildiği bir şeyi ortaya koyuyordu, aynen benim ondan istediğim gibi.
''konuşması tam 7 ay sürdü.''
artık sadece benim bilmediklerimi değil, bildiğim sandığım şeyleri bile benden daha iyi biliyordu. çok karmaşık gibi gözüküyor değil mi? ama olay pek de öyle değil. beni çözdü o 7 ay içinde. bana, beni anlattı. beni öğretti yeniden. kendimi dinledim bir yabancıdan.
''sus'' diye emir verdim. ''bu bir soru mu?'' dedi.
bilmek için, tanımak için yola çıktığım bir insana karşı yeniktim. apaçıktım. sinirlendim. ''bana bak...'' diyerek elini tuttum. bakışları dondu. vereceğim nefesi geri aldım. cafe'nin uzunca pencerelerinin dibinde oturuyorduk. elime baktı. koyu kahverengi kirpikleri gözlerinin aydınlığına gölge düşürmüştü.
''yaşamı ellerime aktı.''
yapısı gereği çok da hoşlanmadığım ama bir şekilde hiçbir zaman kopamayacağımı bildiğim bu insanın tüm zayıflığı benliğime dolmuştu. o ''tüm zayıflık'', sevgiden başka bir şey değildi. kendimi görüyordum şimdi, tüm enerjisini kaybetmiş gözlerde. kendi yansımamı. elimi çektim ellerinden. bir kısmı alnına düşmüş saçlarını özenle kaldırdım.
''konuş'' dedi. sustum.
şimdi sus diyor, ben hala konuşuyorum.



1 yorum:
Betimlemeler, hikaye ve kurgu muazzam
olmuş. İnanılmaz etkilendim desem yeridir. Aferin satanik kız :*
Yorum Gönder