24 Kasım 2007 Cumartesi

Gez(giz)inti

Rutin hayatımda bir takım radikal değişimlere gidemesem de bugün kendi yörüngemde ufak bir gezinti yapmaya karar verdim. Radikal sözcüğünü çok seviyordum oysa.. Bana hep dik kafalılığı, kural tanımazlığı, kendi başının çaresine bakabilen, uzak diyarlara göç etmeyi küçükken öğrenmiş bir kuş gibi geliyordu bu sözcük. Büyüsü vardı elbette. Kendi kendime ''Yalnız değilim. Ben varım ben ve ben'' diyordum.



Narsist biriydim. Kendime aşıktım hatta. İlgi çekmek için herşeyi yapıyordum. Ufak fırsatları hiç bir zaman kaçırmazdım. Kalp denilen organın yerini bile bilmezken diğer uzuvlarla ilgilendim. Sonra? o geldi ''aşk'' beni değiştirdi. Evet basit bir cümle ama şu an yerinde olmayan dişimin bıraktığı kanyondan bozma o dev boşluk kadar derindi. Evet ben narsistlikten irtifa kaybedip başka kucaklara uçan ufak bir kuştum. Boşlukları doldurmak yerine kendi boşluğumu kazmaya başlamıştım. Daha derine.. tatlı bir şarabın ağzında bıraktığı tada doyamayıp dudaklarını yalayarak tatmin olmaya çalılan çalı fasulyesindim.İçimdeki ''ben ateşi'' 2. sınıf restaronların keten örtüleri üzerinde yanan cılız, romantizme nazır titrek muma dönüşmüştü.Dilimden dökülen küfürlerim ve lanet okuyuşlarım yerini tılsımlı, büyülü aşk sözcüklerine bırakmıştı. ''seni seviyorum'' diyordum.. ''Sana sahibim'' Ne saçmaydı oysa.. yaşanan anın yoğunluğuna göre doğaldı elbette. Bukalemun yapıyordu insanı aşkın yoğun büyüsü. Dilim siyah derken birden onun yanında bembeyaz kar tanelerinden söz ediyordum. Beni değiştiriyordu aşk. Doğal seleksiyon kurbanı, evrildiğini zanneden, kırık dökük bir yıkıntı yapmıştı beni. Bundan da zevk alıyordum. Sanırım acı çekmeyi o dönemlerde çok seviyordum. Evet ben supermandim. Dünyayı aşkımla kurtaracaktım. En tatlı içkilerden destek alıyordum. İçtiğimde ona daha da açık davranıyordum. Bilinçaltım dökülüyordu kırmızı saten elbisesinin her noktasına.. Daha da kızıla boyuyordu onun bedenini. Aramızdağı bağın mükemmeliyetinin aslında bir yanılsama olduğunu, şu an oturduğum bu kafenin kablosuz ağ bağlantısı kadar seyrek, sönük sinyalleri kadar karambol olduğunun farkında çok sonra varmıştım. Evet ben sikilmiş bir gevrek götün hesabını yapıyordum. Trenin durmasını beklemeden atlamıştım. ''salak'' dedim kendi kendime.. oysa ki bu cennet ekspresi son durağında şekerlerden oluşan bir bahçede, gölgelik bir hamakta sevişerek, poe'dan karanlık şirler okuyarak kirletecektik o bahçeyi. beyazlara siyahlık bulaştırmak bizi zevklendirecekti. Daha da sıkı asılacaktık dudaklarımızdaki tortulara.. ve buna ''aşk'' diyecektik. Devleşecektik egomuzun tavan arasında, çığlıklarımız bedenlerimizin içindeki kılcak damarları bile yerinden oynatacaktı.. dökülecekti siyah-kızıl kısa saçların gençliğimin beyaz, lekeli çarşafına. kırmızı vahşi arguvan rengi dudaklarından ilahiler yükselecekti. Süzülecektik bakir gezegenlerin semalarında. Oysa? Son durakta cennet olmadığını farkettiğimde kendi kendime ''evet'' dedim. ''salak değilim!'' trenden atlatayı düşünürken sen ittin beni. Dirseklerim taşlara sürtündü. Dizlerim ve ellerim ufakken yaramazlıktan kalan izlerini muhafaza ediyordu zaten. Yaralanmalarına gerek kalmadı.sen benim küçük ruhlu yaşı büyük, yarıçapı yörüngesinden sapmış ''o''rospum kalbimi acıttın.. kalbimin ortasına en cesaretli,mağrur kan emici vampirlerin bile dayanamayacağı koca bir sönük, paslı haçtan yapılmış, cümlelerinin lanetine bandırılmış zehirli hançer sapladın. Onu içerde döndürdün, daha da derine soktun.. gözlerimde ışık sönerken, karşımda ağladın.. dudaklarının şehveti dudaklarıma son kez değdi. Bana ''rahat uyu'' dedin.. Beni uzaklaştırdın beyaz bacaklarının arasına sakladığın gençlik hevesinden. Öldü sanıp, bedenimi tekmeledin. Emin olduğunda ellerini temizleyip, göğüslerinden tatlı sütünü bedenime akıttın. Arınmamı sağlamaya çalıştın. Oysa?! Ben ölmedim. Sen gittikten sonra doğruldum. Kalbim acıyordu, kanım beyaz parkelere akıyor, aralarına süzülüyordu. Ama ölmedim! Ruh kokuyordum buram buram.



Nefret! ah evet Nefret kokuyordu ruhumun yer santimetrekaresi! Hayatıma ''nefret'' adlı güzel duyguyu ekledim. sen nefret ettirmedin ben nefret ettim! Senin adını anarken duvarlara yumruk atıyor,yeni doğacak bir bebeğin geleceği hakkında kuşkular duyuyordum. Martıları simitle besleyip besin zincilerini liğme liğme etmek istiyordum. Demir alan bir geminin, Gökyüzünü delen kurnaz bir uçağın yanması için dualar ediyordum. Lanet okuyordum sokaklara, kaldırımlara, sokak aralarında etini pazarlayan ucuz orospulara, kadın görünümlü götünü pazarlayan yaratıklara, yobazlara! Yozlaştım mı? hayır. cehenneminde yeni bir düzen kurdum. Beni yenemedin küçük kaltağım.. Beni yok edemedi senelerin. Bedenimde bıraktığın lekeleri ılık sularla, arguvan renkli eski bezlerle sildim. Gül kokuyordum! Ölümsüz bir gül. Doğruldum,ergen bedenimin kulesine tırmandım. Tepe noktasında doğmayacak çocuklarımı insanların üzerine boşalttım. Glikoza doyurdum onları. Yok olmadım. Öyle olduğumu sandığım zamanlarda insanların hep kaçtığı hissetmekten utandığı, etik altında ezilmiş nefretime sığındım. Nefret bana güç veriyordu. Gerçeğim nefretimi ortaya çıkarıyordu. Kendim dışında herşeyi unufak eden yıkım makinesiydi. Yaşadım.

Devrimim gerçekleşti. Şimdi kendi cehenneminde mutlu, gözleri kocaman açık bir ruhum.

1 yorum:

aurora dedi ki...

güzel olmuş bu. fazla sembolist ama güzel.