3 seçenek var elimde. 4. bir şık yok. ''hepsi'' yok. birini seçmem gerek. kararsızım. mantığım ve ruhum bu yolda birbirinden ayrılıyor. ikisi de kapkaranlık bir yolda. ama birlikte olsalardı birçok şeyi aşabilirlerdi, bunu biliyorum. ''belirsizlik'' kavramını yıkabilir, korkuların üstesinden gelebilirlerdi. olmuyor.
vücudumun üst kısmı bir şeye evet derken, diğeri hayır diyor. bir bitkinin içgüdüleri olur mu? ben bitkiyim. güneşe yönelmek istiyorum, diplerim ise suyu istiyor, arzuluyor. tuzlar, mineraller. hepsine ihtiyacım var. ama neye yarar ki? bunca zamandır fotosentez yapamıyorum. dokularım çürümeye, yapraklarım düşmeye başlıyor. boynumu eğiyorum.
kırılıyorum.
''bir geçmiş''
basamakları hızla tırmanıyordum aklımca. ne olduğunu bile bilmediğim bir hedef için hep bir heyecan, telaş içindeydim. insani değerleri, kavramları dışlamış, kabullenmemiş; gözümü karartmış ilerliyordum. neye? bunu bilmiyordum. kimseyi ezip de bir yerlere varmadım.
-aklımca-. başarı mutluluğun yegane kaynağıdır sanırdım. kendini, kendine adamak. kimseyi düşünmeden . insanlara iyi davranmak, mutlu, umutlu, dinamik ve güçlü görünmek. o kadar basitti ki. zorunluluğu bir yaşam tarzı olarak benimsediğimi hatırlıyorum.olan bitene, insanların kişiliklerine tapardım. kendimi bilmezdim. hiç merak etmemiştim çünkü.
bazı kişiler oldu. önemli kişiler. taraflarından sevildiğime inandığım. onlar tarafından başta hırpalanmıştım bunu kabul ediyorum. umrumda değildi açıkçası. elbet gelir geçer, bir şekilde bu kişileri çözerim, ''başarabilirim'' diye düşündüm. başardım da. dedim ya, başarı tek düşüncemdi. insan bedenine hapsedilmiş bir robot mekanizması, hiçbir şeye faydası olmayan ''mod'' beyin. incelediğim insanları kendime nedense bağladım. istemedim ama ardıma baktığımda bunu görüyorum. amacımı hiçbir zaman belli etmedim. kafalarını karıştırdım. kendim olmadım, olmayı çok sonra öğrendim. amacıma ulaştığım an onları bıraktım. tüm sene boyunca çalışmış, sene sonunda pekiyilerle dolu bir karneyi yaz tatilinin birinci haftasında çöpe gözünü kırpmadan atabilmiş bir ilkokul öğrencisi gibi. yırtıp attım. yırttım. kırmadım. bin parçaya böldüm. pişman değilim. pişmanlık hatayı kabullenmek, üstlenmektir. ben bırak kabullenmeyi, pişmanlığın bile ne olduğunu bilmiyordum.
bir süre geçti, bu insanların üzerinden. kimileri zaman zaman karşıma çıktı. bakışlarını yakaladım onların . bana sevgiyle baktıklarını gördüm. anlamadım. anlam veremedim. ve onlardan nefret ettim. nefreti öğrendim.
yenileri geldi. dolaba sağlamca yerleştirdiğim, fakat daha sonra tuzla buz olarak yerde duruyor olacaklarını bildiğim bardaklar gibiydiler benim için, habersizlerdi olan bitenden. hepsini bir bir kırdım. elimden düşürmedim. kırdım.
sonra bir kişi geldi. çok fazla değinmeyeceğim.
''insan''ı ,''insan olma''yı tanıdım. duygu nedir, ruh nedir baştan öğrendim. kendiliğinden meydana gelen zincirleme reaksiyonlardı bunlar. kendiliğinden gelişti. farkında olsaydım belki kendimi yine frenleyebilirdim. her zaman yaptığım gibi ''başarı'' için kendimi yırtabilirdim. ama bu sefer, amacımı çöpe atmış bir pozisyonda buldum kendimi. başarıyı umursamaz olmuştum.
his... hissettim...
paramparça olmak neymiş gördüm. ahşap bir evde, etrafı gıcırdatmadan yürümeye, buz üstünde çıplak ayakla dans etmeye çalıştığımı fark ettim. fark etmeme rağmen ısrarımı sürdürdüm. düşmek bana acı vermiyordu. ''yokluk'' daha yıkıcıydı veya öyle olacaktı. emindim.
bir şeyden emin olduğum an, bilirdim ki asla yanılmayacağım.
yokluk geldi,
ben bittim.
''bir bugün''
şimdilerde ise; benim için hiçbir zaman olmamış veya sürekli reddetmiş olduğum kavramların bir anda hayatıma sokulup, umarsızca geri alınması o kadar da basit bir şey değilmiş, bunu düşünüyorum. günü atlatmaya çalışıyorum diyebilirim. içimden saniyeleri sayıyorum. bitsin diye, bugün de bitsin. geçsin artık.
yeter.
dakik olmayı beceremedim hiçbir zaman. ya geç ya erken. tutturamıyorum bir türlü. bulamıyorum ortasını. dengelenemiyorum. tek ayak üzerinde durmak zor. yine de amaca odaklandım, en azından böyle yaptığımı umuyorum. ''tam'' olarak olmasa da eskisi gibi olmayı diliyorum. bilinçsizce sonsuzluğa koşmayı. cahilliğimden derin haz almayı. her şeyi bildiğimi zannettiğim günleri. gerçeklerle yüzleşmediğim; gözüm kapalıyken, bir kişiyi değil, sadece karanlığı gördüğüm günleri. oraya buraya dağılan bir kalp, bir beyin istemiyorum.
her şeyin katılaşması için çabalıyorum.
yoruluyorum. o eski gözleri görüyorum rüyalarımda. soğuk terlerle uyanıyorum her gece. sonra yine soğuk bir sabaha uyanıp buz gibi suyun altına giriyorum. titreyerek sabuna uzanıyorum. çıktıktan sonra , kollarıma kendi nefesimi veriyorum. içimde hala canlı bir şeyler olduğunu anlayabilmek için.bencilce, kendimden başka; beni ısıtacak birinin, bana fayda sağlayabilecek birinin olmadığına kendimi inandırmak için. bir kez daha. son bir kez daha.
hayali eller boynuma nazikçe dokunup sevgisini göstermiyor artık. sadece bir fırsat kolluyorlar. boğmak için. delicesine, sapkınca boğazımı sıkmak, sesimi kesmek için.
ölümden korkmuyorum. geçmişimden korktuğum kadar. kendime söz veremiyorum. tek bir kişiye verdiğim kadar.
''bir gelecek''
var mı?
umarım.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder