5 Ekim 2007 Cuma

2 uzun 3 kısa

Ağır aksak merdivenleri çıkarken, üzerinden eti sıyrılmış bir kemik gibi çıplak, boyaları dökük duvarlara baktı. Devasa puntolarla yazılmış kırmızı renkli yazılar gözüne çarptı. Durdu, elini yazılara sürdü. Pürüzlü dokuyu elleri ile yokladı. Boya bulaşmamıştı ellerine. Okumaya gayret etse de anlamlı kelimeler çıkaramıyordu. Son 3 basamak kala ihtiyarlık verdiği yorgunluk ile son bir kez daha soluklandı. Kalbi seri ateş eden silah gibiydi.. ama kurşunlar nedense hep onu vuruyordu. İnsan yaşlandığında dünyanın ağırlığını omuzlarında taşıyor gibi hisseder.. içine döner bütün düşünceleri ve ateş ettiği hedeflerin hepsi aslında kendisidir.

Basamakları bitirdikten sonra karanlık koridorda yürümeye devam etti. Elindeki yarısı yırtılmış kağıtta ''309'' yazıyordu. Koridorun en sonunda solda kalan oda orda onu çağırıyormuş gibiydi sanki.. evet aradığı oda buydu. ''2 uzun 3 kısa çal'' yazıyordu kağıdın arkasında. Kendi kendine ''napıyorum ben'' dedi. Bir sabah uyanıyorsunuz ve kapınızdan altından atılmış bu kadığın sırrını çözmek evinizden çıkıyorsunuz. Bir yaşlı için fazla gizemli ve maceralı olsa gerek.. Denildiği gibi kapıyı 2 uzun 3 kısa çaldı. Kapı açıldığında karşında tıknaz, kısa boylu ortayaşlı bi kadın duruyordu.

''sonunda''

dedi kadın '

'içeri gel''

İçeri girmekte tereddüt etse de arık bunun ne olduğunu bütün bu gizemin ne olduğu çözmeliydi. İçeri girdi kapıyı kapattı. Mervidenin duvarlarının aksine karşısında krem rengi pürüzsüz bir duvarlar vardı şimdi. Pis bir battaniye ile kapatılmış tek kişilik yatak, alt çekmecesi olmayan bir komodin ve üzerinde bi bardak su duruyordu. Oda da hiç pencere yoktu. ''bir insan nasıl burada yaşayabilir dedi'' kendi kendine. Gözlerinin içine baktığında kadının onun göremediğini anladı. Şimdi merakı daha da artmıştı. Sormadan kadın atıldı;

''seni buraya nasıl ve neden çağırdığımı merak ediyor olmasın''

Kurumuş dudaklarının arasından;

''evet.. neden?''

çıkabildi sadece.. vücudunu merakla birlikte korkuda kaplıyordu artık. Damarlarının şekildiğini midesinden yukarı sıcak hava akımlarının çıktığını hissediyordu.

''Bir şeyler hep yanlıştır. Doğruları görmeyi reddederken yanlış ile sevgili olduk. Nefes alıp verdiğimiz her anı şükretmeden geçirdik. sonuçlarla değil hep nedenle ilgili olmadık mı? neden.. neden sorusunu mıh gibi ağızlarımıza yerleştirdik! tükürüp atıcak kadar basitti aslında.. aciz miydik?''

Kadının ne demek istediğini anlamayasa da garip bi şekilde onu dinliyor ve bu sözcükleri aklında tutmaya başlıyordu.

''Kurallar.. daima olmak zorundalar. Sistemi ve insanlığı bir arada tutmak için. Deliliğin, kontrolsüzlüğün kıyılarında gezinmemek için kurallar var olmalı.. Bedelleri düşünemiyor musun? yaptığı için kaç kişiyi pişman ettin şimdiye kadar? Kendinde olmayanı başkasından almaya kalktığında bencillik maskesi ile suçlandın mı? Bir bedeni severken diğer yanın nefret ettimi? Nefret ile sevgiyi karıştırıp içebildin mi?''

Adam sorular karşısında donup kalkmıştı. Bunun bir test olduğunu düşünmeye başladı. Cümleleri birbirine bağlamaya çalışıp mantıklı bir anlam örgüsü çıkarmaya çalışıyordu.

''Kuralsız bir dünya düşündün mü hiç? akıl ve mantık onu içine alamaz. Bütün doğruların birleştiği bir yer olamaz? Tanrısallık bütün doğruları içine alıyordu di mi senin için? Bütün bilgi akışı bütün iyi hislerin, iyi dileklerin, doğruluk sembollerinin deniziydi değil mi? Gözlerinde pişmanlık görüyorum.. Beni anlamaya çalışıyorsun. Söylediklerimi anlamaya çalışır görünüyorsun sadece.. Kulak kabartıyorsun ne dediğime ile ilgilenmek gerekirken merakını giderip bulmacanın parçalarını oturtmaya çalışıyorsun..''

Adam susmaya devam etti. Tek kelime dahi etmeden kadının karşısında saldalyesine yaslanmış duruyordu. Kadın ayağa kalktı.. Komodinin üzerinde duran suyu adama uzattı içmesini söyledi.
Kör kadının ona zarar veremeyeceğini düşünerek suyu sol eli ile alıp tek seferde içti.

''dersin dedi kadın.. bundan sonra ki dersin; sana manasız gelen bu cümlelerin içinden doğrularını alıp çıkarman.. süzmen onları. kendi doğrularını çıkarmak zorundasın!''

Gürültü ile birden yerinden sıçradı.. ter içinde kalmıştı. saate baktığında gece yarısı 3 olduğunu gördü.. gördüğü rüya onu allak bullak etmişti. Gözlerinde korknun ta kendisi vardı.. Yatağından yavaşca kalktı baş ucundaki suyu gördü.. akşam içmek için bırakmıştı onu. geceleri genelde uykusundan uyanıp su içerdi. Yatmadan önce genellikle yazı yazardı.. yazdığı şeyleri tekrar gözden geçirmek için büyük çekmeceden sarı kağıtları çıkarttı.. bi kaç sayfaya baktıktan sonra boş bir sayfanın üzerinde dev harflerle;

''2 uzun 3 kısa bütün dersin bu..''


kendine yazdıkları.. başka bedenlerden daha çok iyileştiriyordu onu..


Oracle


Hiç yorum yok: