11 Ekim 2007 Perşembe

klavye

kaygı ve korkularla boğuştuğum uykusuz bir gecenin ardından sabah üstüne basa basa ''sütlü'' kahve dememe rağmen türk kahvesinden beter simsiyah bir kahve getiren; beynimin aniden uyarılması sonucunda gün boyu baş ağrıları çekmeme sebep olan o görevliden gerçekten bıktım.

-ve her şey burada başladı-

''bana bunları yaptı''dan öteye geçemeyen, ''benim için bunları yapmıştı'' diyemeyen zavallı sözde arkadaşlardan bıktım.
söylenilen sözlere sürekli saçma sapan antitez üreten boş öğrencilerden bıktım.
hiçliği azlığa tercih eden insanlardan bıktım.
''sen çirkinsin otur aşağı!'' diyen, müzik dinleyen birinin kulaklığını aniden çekip ''hey sana söylüyorum duymuyor musun?'' diyerek o kişinin müziği kesen mağaza ürünlerinden bıktım.
başkasının geleceği somutlaştırıp ondan sonra ''karışmak gibi olmasın ama...'' diye konuşmasını bitiren ''büyük''lerden bıktım.
sebepsiz yere durmadan arayan, ''arayabilirsin hazırım'' dendiğinde bir cevap bile vermeyen ''eski'' insanlardan bıktım.
görüntülenmekten nefret eden ama görüntüden başka hiçbir şey vermeyen hayaletlerden bıktım.
bir yığın hayal kurulduktan sonra birlik olup ''e he he bu hayallerden bi sik olmaz kiğ'' diyerek sırıtan anlardan bıktım.
hayatları içinde tanzimat edebiyatını yaşarken, divan edebiyatı pelerinine bürünen ''yazar''lardan bıktım.
içinde olduğu durumu değiştirmeye çabalamadan sürekli söylenen ve çevresine lanetler yağdıran o patavatsız insanlardan bıktım.
''yan ürün'', ''ek parça'', ''promosyon'', ''bedava'' gibi kalıpları gördüğü an kendinden geçen uyur gezerlerden bıktım.
''asla olmaz''lardan ''belki olabilir, neden olmasın''lara yönelen döneklerden bıktım.
saygısızlık yaptığını saygıyla dile getiren küstahlardan bıktım.
üç maymunu oynayıp başkalarına göz-dil-kulak olan ikiyüzlülerden bıktım.
ahenk içinde varlığını sürdüren salataya karışan kendini bilmez maydanozlardan bıktım.


bu saatte şu klavyeden başka herhangi bir şeyi bulamıyor olmaktan sıkıldım.

-ve her şey burada bitti-

Hiç yorum yok: