2 Ekim 2007 Salı

Yosun

Kırık camın tozlu yüzeyinden bakmaktan vazgeçip kafasını giri gökyüzüne kaldırdı. Etekleri yerde sürünen, meleklerden çaldığı beyaz keten elbisesinin belli beirsiz yağmurda ıslanmasına aldırmadan gözlerini ergen vücudunda gezdirdi. Kendindeki değişiklikleri anlamaya çalışıyordu. Hayat yüzeyinden sıyrılmış, aya giden bir roket gibi hissediyordu kendini.. canlı ve kanlı değildi işte bu yüzden astronot değil yakıtını değişik bedenlerden alan bir roketti. Paslı ve tırıklı bir bıçakla çizilmişti roma mimarisini andıran bacakları.Yerli yersiz morluklarla ve çatlaklarla doluydu ama ruhu kadar örselenmemişti bedeni.. Saçları neredeyse bütün bedenini kaplayacak kadar uzun ve mercan denizinin kenarındaki ferahlık gibi hayat korkuyordu. Verimli olgun bir mevye gibiydi ergenliğinin utangaç göğüsleri.. Vücudunun her kıvrımı en usta şoförü bile uçuruma gönderecek kadar dönülmez ve dehşet vericiydi.

Bedeni üzerindeki mini gezisinden sonra neden orada olduğunu anlamaya çalışıyordu şimdi. Tanımadığı, anımsayamadığı bir hayatın ortasına saplanmıştı. Durdu ve yutkundu. Gözlerinde şaşırtıcı olsa da korkudan eser yoktu. İnsan bilmediği şeyden korkardı aslında ama o garip bir şekilde gözlerini karanlığa bilinmeze dikmişti. Ayaklarına baktığında onu olduğu yere bağlayan zincirleri gördü. Bütün kuvveti ile çekti, biraz dinlendikten sonra tekrar denemeye çalıştı. Başarısız olucağını bilse de bişiler onu bunu yapmaya itiyordu. Bunu anımsamaya çalıştı. Sefil bir fare gibi kısıldığı kapanda korku yerine ona umut ve güç veren şey neydi? Bulmalıydı.. Hava dondurucu derecede soğumaya başlamıştı. Tekrar pencereden göz attı. İçeride koca siyah duvarlardan ve arada esen rüzgarın havaya savurduğu tozlardan başka bir şey yoktu. Sol ayağının altına birşeyin battığını hissetti bir anda. Uyandığında aatlerdir oradaydı biliyordu zaten. Bedeni hareketsizlikten hissizleşmişti. Kendi toplamaya başladığında bu acıyı da hissetti. kollarındaki zincirler (süpriz) aşağı eğilmesini zorlaştırıyordu. Var olan gücü ile aşağı eğimeye çalıştı.. yapamıyordu. Ayaklarını kullanmak zorundaydı. Ayağını kaldırdı ve parmakları ile yumuşak-ıslak toprağı eşelemeye koyuldu. Gözüne paslı bi demir parçası çarptı. Evet o zincirlerin anahtarı olmalıydı. Artık bu umut daha da artmaya başlamıştı. Eğer anahtarı bir şekilde ellerine götürebilirse artık en azından ellerini kullanabilecek ve anahtarı ayaklarındaki zincirlerde de kullanabilecekti. Ayak parmakları kavramaya çalışıyordu ama bunu yapamadı. Anahtar yere düştü ve tekrar toprağa gömüldü.. şimdi gözlerinde umutsuzluk vardı.. gözleri kapanıyordu gücü artık kalmamıştı. Nereden geldiğini bilemediği bu güç artık içinde değildi. .

''yosun''

Kalın bir erkek sesi ortalıkta çınladı bi an.


''Anneni çağır artık yolculuk zamanı'' dedi. Yosun annesini de çağırdı beraber gülümseyerek arabaya bindiler.



Kalbi patlarcasına atmaktan vazgeçti bi an. Gözleri geriye devrildi. Bilincinin kapanması onu yeni bir düzeye taşımıştı. Bir takım görüntüler görmeye başlamıştı. Bulanık zihninin ona oynadığı oyunu kavramaya çalışıyordu. Gördüğü iki yol ve ortada eşit kollu bi teraziydi. Bütün bu görüntüler mantığına aykırıydı. İçinde boğulmaya başlamıştı. Büyük bir tokmağın teraziye vurup onu yerle bir ettiğini gördü.. Korkusu artık dayanılmaz hal almıştıştı. Adaletin sembolü gözlerinin önünde yıkılmıştı. Acaba ölmüş müydü? ölümünden sonra melekleri savaşmıştı. Cennet ve cehennem.. onun kaderinde yazılı olanı o büyük el tayin ettti bencilce.. Karanlıktan başka bişi görmedi gözleri.. sonsuz bir lanetin içinde kapana kısıldı. Terazinin hiç bir tarafına alınmadı, terazi yıkıldı. O ölümsüzlüğe mahkum olmuştu. Bir yerde zincirli kalacak.. evrenin yok oluşunu minik gözleriyle izleyecekti. Aklında kalan son şey ise hızlı giden arabalarının yoldan çıkıp büyük bir uçurumdan aşağı uçması ve çektiği büyük acı ile çatlak dudaklarından verdiği son nefesleri ve boğazının garip hırıltısı olucaktı.

Bazı yolculuklar insanın içine yapılıyor.. bedenin çok uzaklara gitse de ruhun kendi içine yol almaktan vazgeçmiyor.

Oracle

Hiç yorum yok: